Fanfy
.studio
Background image
← Back
0 likes

J

Fandom: Uzak şehir

Created: 9/8/2026

Tags

DramaSlice of LifeHurt/ComfortFluffRealismCharacter StudyFix-itCurtainfic / Domestic Story
Contents

Kırmızı Fırtına: Monza’da Bir Albora Efsanesi

Monza Pisti’nin o meşhur "Hız Tapınağı" lakabını hak eden uğultusu, tribünleri dolduran on binlerce Tifosi’nin çığlıklarıyla birleşiyordu. Havada yanmış lastik, yüksek oktanlı yakıt ve İtalya’nın yakıcı güneşinin asfaltla buluştuğu o keskin koku vardı. Ama bugün, bu devasa arenanın kalbinde atan tek bir isim vardı: Deniz Albora.

Cihan, güneş gözlüklerinin ardındaki gözlerini bir an bile pistten ayırmıyordu. Üzerindeki beyaz keten gömleği hafifçe terlemişti ama o bunu hissetmiyordu bile. Yanında duran Alya, heyecandan Cihan’ın koluna öyle bir asılmıştı ki, parmak boğumları bembeyaz kesilmişti. Yıllar önce Mardin’in tozlu yollarında, oğlunu korumak için dünyayı karşısına alan o kadın, şimdi oğlunun 350 kilometre hızla giden bir canavarın içinde dünya devlerine kafa tutuşunu izliyordu.

"Cihan, çok hızlı gitmiyor mu?" diye fısıldadı Alya, sesi motor seslerinin arasında kaybolsa da Cihan onu duydu.

Cihan, karısının elini sıkıca tuttu ve güven veren bir gülümsemeyle ona baktı. "O bir Albora, Alya. Kanında sadece asalet değil, hız da var. Bak, Ascari virajını nasıl döndü..."

Deniz, Ferrari’nin o ikonik kırmızısı içindeki SF-24 aracıyla son tura girmişti. Arkasındaki en yakın rakibiyle farkı üç saniyeye çıkarmıştı. Kaskının vizörü ardındaki gözleri, tıpkı babasınınki gibi kararlı ve keskindi. Mardin’in sert rüzgarlarını, Kanada’nın soğuk kışlarını değil; hızı seçmişti.

Pistin kenarında, Ferrari garajının hemen üstündeki VİP locasında Şahin, yanında Kaya ve Zerrin ile birlikte ayağa kalkmıştı. Şahin’in yıllar önceki o sert, kavgacı çehresi yerini gururlu bir amca ifadesine bırakmıştı. Ölümün kıyısından döndüğü o karanlık günlerden sonra, yeğeninin başarısı onun için hayata tutunma sebebi olmuştu.

"Hadi aslanım!" diye bağırdı Şahin, sesi tribündeki İtalyanların "Forza Ferrari!" nidalarına karıştı. "Göster onlara Albora kanı neymiş!"

Kaya, Zerrin’in elini tutarken hafifçe gülümsedi. "Şahin, sakin ol. Çocuk zaten yarışı kazandı sayılır."

Zerrin, zarif bir hareketle saçını düzeltti. "Bırak sevinsin Kaya. Deniz bugün sadece bir yarış kazanmıyor, o bugün bir efsane oluyor."

Deniz, son düzlüğe girdiğinde damalı bayrak sallanmaya başladı. Ferrari motorunun o kendine has senfonisi, bitiş çizgisini geçtiği an yerini çılgınca bir alkış tufanına bıraktı. Deniz Albora, Formula 1 İtalya Grand Prix’sini kazanmıştı.

Alya, gözyaşlarını tutamayarak Cihan’ın boynuna sarıldı. "Başardı Cihan... Oğlumuz başardı!"

Cihan, karısını göğsüne bastırırken gözlerini podyumun kurulacağı alana dikti. "Biz başardık Alya. Onu o karanlıktan çıkarıp buraya getiren sensin."

Biraz sonra, podyum töreni başladığında kalabalık daha da coştu. İtalya Milli Marşı’nın ardından İstiklal Marşı yankılanmaya başladığında, Monza’nın o devasa bayrak direklerinde Türk bayrağı ve Ferrari flaması yan yana yükseliyordu.

Deniz, podyumun en üst basamağına çıktığında kaskını koltuğunun altına almış, terden sırılsıklam olmuş saçlarıyla aşağıya bakıyordu. Gözleri kalabalığın içinde tanıdık o iki yüzü aradı. Ve buldu.

Cihan ve Alya, podyumun hemen dibinde, bariyerlerin arkasında duruyorlardı. Deniz, elindeki şampanya şişesini havaya kaldırmadan önce babasına bakıp hafifçe başını eğdi; bu bir saygı duruşuydu. Cihan da aynı şekilde karşılık verdi. Sonra Deniz, annesine öpücük gönderdi.

Podyumdan aşağı indiklerinde, Deniz güvenlik bariyerlerini aşarak doğrudan ailesine koştu. Korumalar ve görevliler ne olduğunu şaşırsa da, Cihan Albora’nın bakışları kimsenin müdahale etmesine izin vermedi.

Deniz, babasına sıkıca sarıldı. "Sözümü tuttum baba. Monza’da o bayrağı dalgalandırdım."

Cihan, oğlunun omzuna vurdu. "Sen sadece sözünü tutmadın Deniz, sen imkansızı başardın. Seninle gurur duyuyorum evlat."

Alya, oğlunun yüzünü ellerinin arasına aldı, alnından öptü. "Sen benim en büyük zaferimsin Deniz. Kanada’ya gitmediğim her gün için, burada olduğumuz her an için şükrediyorum."

O sırada Şahin, Kaya ve Zerrin de yanlarına ulaştı. Şahin, yeğenini kucaklayıp havaya kaldırdı. "Ulan kerata! Kalbimizi durduracaktın o son virajda! Aferin sana!"

Kaya, Deniz’in elini sıktı. "Tebrikler şampiyon. Mardin’deki konakta herkes televizyon başında ağlıyordur şimdi."

Deniz, terini silerken gülümsedi. "Amca, dedem görse ne derdi acaba?"

Cihan, bir anlığına uzaklara, belki de çok geride kalan o kanlı ve karanlık günlere baktı. Boran’ın yokluğu, çekilen acılar, verilen savaşlar... Hepsi sanki bu an için yaşanmıştı.

"Deden seninle gurur duyardı," dedi Cihan sesi titreyerek. "Ama en çok da, bir Albora’nın silahla değil, yeteneğiyle dünyayı dize getirmesine sevinirdi."

Zerrin, Alya’nın koluna girdi. "Hadi, kutlama yemeğine gitmeliyiz. Ferrari takımı bizi bekliyor ama önce ailece bir fotoğraf çekinelim."

Podyumun ışıkları altında, arkada Monza’nın tarihi kulesi, önde ise yıllar sonra huzuru bulmuş bir aile duruyordu. Cihan ve Alya ortada, yanlarında oğulları Deniz, bir yanda Şahin, diğer yanda Kaya ve Zerrin.

Kamera deklanşörü patladığında, sadece bir başarı karesi değil, küllerinden doğan bir ailenin zafer belgesi kaydedilmişti.

Akşam yemeği için Milano’nun en seçkin restoranlarından birine geçtiklerinde, Şahin hala yarışın analizini yapıyordu. "O Red Bull’u nasıl geçtin ama içten? Vallahi billahi benim gençliğimdeki şoförlüğüm gibiydi!"

Deniz güldü. "Şahin Amca, senin o eski arazi araçlarıyla yaptığın manevraları bana anlatmadın mı sanıyorsun? Hepsini uyguladım."

Alya, Cihan’a yaslanarak masadaki bu neşeli tabloyu izledi. "Biliyor musun Cihan, bazen rüya gibi geliyor. Mardin’in o boğucu havasından, o bitmek bilmeyen düşmanlıklardan sonra... Buradayız."

Cihan, karısının elini öptü. "Rüya değil Alya. Bu bizim gerçeğimiz. Biz o topraklara barışı getirdik, bedelini ödedik ama bak, meyvesi burada."

Deniz, kadehini kaldırdı. "Bu zafer, beni ben yapan aileme. Hiçbir zaman vazgeçmeyen anneme ve bana her zaman yol gösteren babama. Ve tabii ki, arkamı her zaman kollayan amcalarıma."

Kadeh sesleri, kahkahalarla birleşti. Mardin’in sert rüzgarları çok geride kalmıştı. Şimdi esen, sadece bir şampiyonun zafer rüzgarıydı. Ve Albora ismi, artık kanla değil, pistlerdeki o efsanevi kırmızıyla anılacaktı.

Gece sona ererken, Cihan ve Alya otelin balkonundan Milano sokaklarına bakıyorlardı.

"Deniz 18 oldu," dedi Alya sessizce. "Zaman ne çabuk geçti."

"Geçti," dedi Cihan. "Ama her saniyesine değdi. Bak, artık kimse bize dokunamıyor. Artık özgürüz."

Alya başını Cihan’ın omzuna koydu. "Biz kazandık Cihan. Hayatı kazandık."

Cihan, gökyüzündeki yıldızlara baktı. Belki Boran da bir yerlerden onları izliyor ve gülümsüyordu. Çünkü Albora efsanesi, hiç olmadığı kadar parlak ve temiz bir şekilde devam ediyordu.

Contents

Want to write your own fanfic?

Sign up on Fanfy and create your own stories!

Create my fanfic